Tekâmül ve evrim, birbirine çok karıştırılan kavramlardır. Hatta bu yüzden bazı İslam düşünürlerinin evrimci olduğu bile iddia edilmiştir.Bu iki kavramın farkının ne olduğunu belirtmekte fayda var.Önce tanımları inceleyelim:
Tekâmül, sözlük anlamı "olgunlaşma" ve "gelişim" olan bir terimdir.
Evrim, zaman içinde birdenbire olmayan kesintisiz, niteliksel ve niceliksel değişme sürecidir. Halk arasında daha çok Charles Darwin‘in evrim kuramını belirtmek için kullanılır.
Tanım olarak birbirine benzeseler de bu iki kavram aslında birbirinden farklıdır. Prof Osman Çakmak, "Varlığın Sınırlarında Esrarlı Yolculuk" kitabında, evrenin yaratılışını altı bölümde inceledikten sonra şöyle yazar:
”Başlangıçta bir çekirdek olarak yaratılan kainat, milyarlarca yıl boyunca, her şeyde eseri ile kendini belli eden bir yaratıcının kudret ve hikmetiyle şekilden şekle girdi.Tekamül safhaları hedefine vardı.Son derece hassa plan ve programa ihtiyaç gösteren safhalardan geçerek, sonunda hayat meyvesine ulaştı.Evren ve içindekiler safha safha yaratılmıştı. (…)
Kısacası, kainat ve içindeki misafirler devre devre yaratılıyor ve bir kemal noktasına doğru ’kader’ denilen manevi bir programla ağır ağır yol alıyorlar.Terbiye ve tekamül denilince bu yürüyüşün adımlarını anlıyoruz.Tıpkı bir incir çekirdeğinin çeşitli safhalardan geçerek incir haline gelmesi gibi tekamül, kainatın ilk yaratılışında oldu gibi şekilsiz enerji hamurunun safhadan safhaya atom sistemini oluşturması , oradan da yıldızlar gibi nice gök sistemlerine giden seyahatin hikayesidir.
İlim, hikmet rahmet gibi nice hakikatleri bize ders veren ‘terbiye’ ve ‘tekamülü’ elbette ki evrim gibi, ruhsuz ve sönük kelimler arkasına gizlenerek tabiata ve tesadüfe havale etmek mümkün değildir.”
Görüldüğü gibi tekamül ve evrim arasında ince bir fark var. Tekamül, yönlendirilmiş, kontrol edilen ve planlamış bir gelişim sürecidir. Örneğin anne karnındaki bebeğin gelişimi ya da Big Bang’in ardından evrende atomların, düzenli galaksilerin ve yaşama yönelik bir tasarım olan Dünya’nın oluşumu gibi. Fakat tekamül, asla Darwinizm anlamına gelmez. Çünkü darwinizm, gelişimin yönlendirilmemiş, bilinçsiz ve tesadüfi süreçlerle olduğunu iddia eder. Oysa tekamül bunun tam tersi olarak belli bir plan ve programa göredir.
Neandertal İnsanıyla İlgili Bir İddiaya Cevap
18 Aralık 2007 Salı | 2 Yorum »
Bu makalede, Neandertal İnsanının günümüz insanından ayrı bir tür olduğunu iddia eden yazıdaki iddiaları cevaplamaya çalışacağım.
Neandertal ve Günümüz İnsanı Farklı mı?
Neandertal’in günümüz insanından farklı bir tür olduğu iddiasına dayanak olarak gösterilen bazı anatomik farklar ’şu kemiğinin şurası kavislidir, kafatasında kaş kemeri vardır’ gibi şeyler. Fakat herhangi iki canlının türü böyle belirlenemez .Çünkü her türün farklı varyasyon gösterme potansiyelleri vardır. Her varyasyonunun da birbirinden bu tür ırksal farklılıkları bulunur. Bir türün içindeki varyasyonlarda bir takım anatomik farklılıklar olsa da sonuçta hepsi aynı türe dahildirler.Yine de fark olarak öne sürdüklerinizin bazılarını inceleyelim:
Kafatası beyin sığası insanınkinden oldukça fazladır.
Öncelikle aşağıdaki tabloya bakalım. Günümüzde yaşayan insanların kafatası beyin hacimlerinin 700 cc’den 2000 cc’ye kadar değişebilmektedir. Neandertal İnsanının kafatası beyin hacmi, insana özgü beyin hacimleri arasına giriyor.Yâni Neandertaller ile aynı beyin hacmine sahip insanlar günümüzde de yaşayabilmektedir. Farklı ırkların kafatası beyin hacim ortalamaları da farklıdır doğal olarak. Günümüzdeki tüm ırkların kafatası hacmi ortalamaları da eşit değildir. Bu farklılık, onları farklı türler olarak sınıflandırmaya yetmemektedir.
SINIFLAMA
BEYİN HACMİ
Goril
340 - 752 cc
Şempanze
275 - 500 cc
Australopithecus
370 - 515 cc
Homo habilis
552 cc (ortalama)
Homo ergaster
854 cc (ortalama)
Homo erectus
850 - 1250 cc
Homo neanderthalensis
1100 - 1700 cc
Homo sapiens(Modern İnsan)
700 - 2200 cc
Tablonun Kaynağı: [1]
Fazlasıyla belirgin kaş kemerleri vardır.
Kafatasındaki kaş kemerlerini tür tanımının neresine koyuyorsunuz acaba? Kaş çıkıntısı var, o zaman ayrı tür… Günümüz ırklarından Aborijinler’de de vardır kaş çıkıntıları. Az belirgin ya da çok belirgin, sonunda kaş çıkıntıları var. Aborijinler de insan. Aborijinler ve kaş çıkıntıları olan insanların soyu tükenmiş olduğunu varsayalım. Günümüzdeki insanlarda bu özellik yok diye, geçmişte yaşayıp da bu özelliğe sahip ırkları farklı bir tür olarak mı sınıflandıracağız? Böyle yapmak yanlıştır. Günümüzdeki insanlarda bulunmayan bâzı özellikler, geçmişte yaşayan ırklarda bulunabilir.
Şunu da belirtelim, Avrupalı eski bir ırk olan Cro Magnonlar’da da vardır bu türden kemiksi çıkıntılar.Yaklaşık 30.000 yıl önce yaşayan Cro Magnon’ları, evrimciler Homo Sapiens Sapiens yâni günümüz insanının gerçek atası olarak kabul eder.
Bir de aşağıdaki fotoğraflara bakalım. Hangisinin Neandertal olduğunu anlamanız için Neandertal diğerlerinden ayrı duruyor.
Fotografların Kaynağı: http://insaninkokeni.blogspot.com/2007/12/neandertal-cro-magnon-ve-gnmz-insan.html
Günümüz ırkları arasındaki kafatası farklılıklarına bakınca, Neandertallerin pek farklı olmadıkları çok açık.
Afrika’da, Asya(Çin), güney Amerika gibi pek çok bölgede genetik izolasyon büyük oranda devam etmektedir. Afrika’da, doğrudan 80 bin yıl öncesi insanlardan gelen kabile bulunmuştur. Genetik izolasyonun olmadığı bölge avrupa, amerika, orta doğu gibi bölgelerdir.
Tabî genetik izolasyon devam etmektedir.Fakat geçmişte insanların kaynaşması bu kadar değildi. Zaten Neadertaller de Güney Amerika falan değil, Avrupa’da yaşamıştı.Avrupa’da da geçmişteki gibi genetik izolasyon yoktur.
İnsan toplulukları birbirinden ne kadar uzun süre ayrı yaşarsa o kadar farklılaşırlar, özgün özellikler belli olmaya başlar. Bu, diğer eşeyli üreyen türler için de geçerlidir.Bu farklı özellikler elbette gen havuzunun izin verdiği kadardır.Birbirinden apayrı yaşayan insanlar zamanla birbirleriyle daha çok kaynaştıkça, bu farklılıklar azalmıştır. Günümüzde bu tür farklar görülmeyebilir de. Bu normaldir. Çünkü günümüzdeki insanlarda bulunmayan bâzı özellikler, geçmişte yaşamış ırklarda bulunabilir.
Fakat yine de günümüz insan ırkları arasında ilginç farklar görülebilmektedir.(Örneğin, yukarıdaki resimdeki kafataslarının farklılıkları kolayca görülebilir)
Haydaa! Böyle diyen eşeğe at der, aslanada kaplan. Homo insan demek değildir; İnsanın bulunduğu cinstir.
Yanılıyorsunuz. At ve eşeğin arasındaki farklar, Neandertal ile günümüz ırkları arasındakinden çok daha büyüktür.Ki, at ve eşeğin aynı türe dahil edilmemesinin nedeni, çiftleştiklerinde sağlıklı(üreyebilen) yavru verememeleridir. Günümüzde biyolojik tür kavramına göre, birbiriyle çiftleşip sağlıklı çocuklar elde edebilen canlılar aynı türe dâhil edilirler. Sizin iddia ettiğiniz basit anotomik farklarla bu yapılmaz!
Latince “Homo” zaten “insan” demektir. Bu arada söyleyin, alt tür ve ırk arasındaki fark nedir?
Zaten şempanze ile genlerimiz %99 oranında benzer olduğu için olası bir rakam. Bu madem sizin için kabul edilebilir bir veri, o halde şempanzelerde insan ırkı? Çünkü şempanzeninde DNA’sı, daha doğru genleri oldukça benzerdir(%99,5, -sallamak serbest ya- buçuğu salladım)
Bu % 1 fark iddiası(siz işi daha ileri götürüp 0.5 yapmışsınız), Darwincilerin klasik bir hurafesidir. Science Dergisi’nde yayınlanan bir makalede[2] sizin ve diğer darwincilerin inandığı bu masalın sonu getirilmiştir. Yapılan son araştırmalarda genom diziliminde insan ve şempanze arasındaki farkın popüler medya masalınızda olduğu gibi %1 değil %6,4 olduğu ortaya çıkarılmıştır.
UCLA Los Angeles’tan Neuro Scientist, Daniel Geschwind, yaptığı araştırmada bu 6,4 farkın aslında yine tam olarak gerçeği yansıtmadığını belirtir.Çünkü eğer temel çift konumlandırmasından oluşan farkı, protein şebekelerini, 35 milyon temel-çift değişiklikten her bir tür için var olan 5 milyon sabit çiftin ve sadece insana özgü 689 extra genin varlığı dikkate alır, sinir sisteminde bu genlerin ve çiftlerin, mesela Cortex gibi belirli bölgelerde oluşturduğu farkı inceler ve hesaba katarsak; gerçek anlamda iki canlı arasındaki farkın %17,4 olduğu ortaya çıkar.
Kaldı ki pek çok canlıda genetik benzerlikler olabilir.Vardır da. Bu konuda Biyokimya Profesörü Michael J. Behe’ye sorulduğunda ne dediğine bakalım:
-Bu dizayn kavramı, sizin de savunucuları arasında bulunduğunuz ‘akıllı dizayn’ (intelligent design) teorisinden geliyor sanırım. Sizce bu teori, canlılar arasındaki benzerlikleri daha mı iyi açıklıyor?
Evet, bu benzerlikleri dizaynla da açıklayabilirsiniz. Biliyoruz ki pek çok dizayncı veya mucit, farklı sistemlerde pek çok benzer parça kullanır. Meselâ somunlar, vidalar veya kablolar, pek çok farklı cihazda yer alır. Çünkü bunlar, söz konusu mekanik sistemleri yaparken kullanılabilecek en ideal parçalardır. Elbette her ikisi de kablo bulunduran iki makineden biri, diğerinden evrimleşerek ortaya çıkmamıştır. Ayrı ayrı tasarlanmışlardır. Biyolojideki benzerlikleri açıklamak için ortak dizayn kavramını kullanmak da son derece tutarlıdır. [3]
Evet benzerlikleri açıklamak için ortak dizayn kavramı oldukça tutarlı ve daha mantıklıdır.
Neandertal İnsanını günümüz insanından farklı bir tür olarak niteliyorsanız bunun nedeni nedir ve bunu tür tanımının neresine koyarsınız?
Bu konuda okunabilecek başka bir yazı: Neandertal İnsanı Üzerine
Referanslar:
[1]Casey Luskin " Human Origins and Intelligent Design " PDF versiyonu için www.ideacenter.org/contentmgr/showdetails.php/id/1266
[2] ’’Science’’ Hakemli bilim dergisinin, Haziran 2007 316. sayısı 1836 numaralı sayfasında Jon Cohen imzalı makale.
http://www.sciencemag.org/cgi/content/summary/316/5833/1836
[3] http://sizinti.com.tr/konular.php?KONUID=934 ya da http://pirlanta.wordpress.com/2007/08/13/darwinin-evrim-teorisi-yakinda-tarih-olacak-evrim-yalani-ve-gercekler/
Neandertal İnsanı Üzerine
1 Aralık 2007 Cumartesi | Yorum yok »
Neandertal insanı, soyu tükenmiş bir insan ırkıdır. Adını ilk bulunduğu yer olan Almanya’nın Neander vadisinden (Almanca "tal", eski Almanca’da "thal"=vadi) alır. İlk olarak 1855′te bulunan bu insanların, başta ilkel oldukları görüşü özellikle evrimciler arasında hakimdi.Çünkü öncelikle ilk bulunan örneklerden biri aşırı derecede romatizma hastasıydı.İkincisi ise zaten evrimcilerin varsayımına göre o zamanda yaşayanlar tam olarak insan olamazdı.Yapılan neandertal rekontrüksüyonlarında da bunu görebiliriz.
Fakat neandertaller hakkında insana özgü bulgular bulunmaya başlandıkça, bu ilkel varsayımları geçerliliğinin yitirmeye başladı.
Neandertaller İlkel mi?
Yeni bulgulara bakarak, hayır. Araştırmalar, Neanderallerin günümüz insanından ilkel sayılabilecek bir durumları olmadığını göstermektedir.Neandetallerde insana özgü şu özellikler bulunuyor mesela:
- Ateşi yaygın bir şekilde kullanıyorlar.
- İlk fırlatmalı silah olan mızrağı onlar icat etmişti.
- Giyim kültüleri vardı.
- Müzik bilgileri, müzik aletleri vardı.Dolayısıyla müzik kültürleri olan insanlardı.
- Dişlerini temizliyorlardı.
- Ölülerini törenler düzenledikleri ve çiçeklerle birlikte gömdükleri bilinmektedir.
- Neandertal insanının teknik bilgi ve becerisini gösteren, çeşitli işlere yarayan, kusursuz simetrideki aletleri bulunmuştur.
- Günümüz insan ırklarıyla gelişmiş bir kültürü paylaşıyorlardı.
Ayrıca Neandertallerin hastalarına baktıkları, sosyal değerlere sahip oldukları da bilinmektedir.Bütün bu bulgular neandertallerin insan oldukları, ilkel olmadıklarını gösterir bence. Antropolog Erik Trinkaus, uzun yıllar neandertal anotomisi hakkında yaptığı incelemeler sonucunda, Neandertal insanının modern insandan aşağı bir yönü olmadığını şöyle yazar:
”Neandertal kalıntıları ve modern insan kemikleri arasında yapılan ayrıntılı karşılaştırmalar göstermektedir ki, Neandertallerin anatomisinde, hareket kabiliyeti, alet kullanımı, zeka seviyesi veya konuşma kabiliyeti gibi özellikler bakımından modern insanlardan aşağı sayılabilecek hiçbir şey yoktur”
Neandertal ve Günümüz İnsanı Çiftleşti Tezi
Tezi ortaya atan ABD’li antropolog Erik Trinkaus, Neandertal ve günümüz insanları kemikleri arasında incelemeler ve karşılaştırmalar sonucunda bu tezi ortaya atmıştır. Neandertallerin hızlı yok oluşunun olabilecek sebeplerinden biri, diğer ırklarla karışarak asimile olduğudur. Böylece saf neandertal ırkı yok oluyor. Bulgular, neandertallerle günümüzdeki ırkların büyük ihtimalle çiftleştiğini gösteriyor. Hatta günkü bazı avrupalı ırklar neandertal geni taşıyor olabilir.Bu tezle ilgili :
- İnsan kemiklerinde sadece neandertal ırkından kaynaklanabilecek özellikler tespit edilmiştir.
- Trinkaus’un araştırmasına göre insanlardaki çene kemiği ve kasların yapısı neandertalle çiftleşme belirtileri gösteriyor.
- Neandertal ve günümüz insan ırklarının binlerce yıl aynı yerde yaşadıkları, bir kültür paylaştıkları biliniyor.Binlerce yıllık yakınlıktan birbirleriyle çiftleşmiş olma ihtimalleri çok büyük.
- Avrupalı bir ırk olarak kabul edilen Cro Magnonlar’ın kemiklerinde de neandertallerinkine benzer özellikler tespit edildi.Bu da bu iki ırkın birbiriyle karışmış olabileceğini şüphesini doğruluyor.
Neandertaller İnsanla aynı tür müdür?
Neandertallerin insandan aşağı olmadıklarını, insanlara özgü özelliklere sahip olduğunu biliyoruz. Neandertalle günümüz ırkları büyük ihtimalle çiftleşebiliyor.Hatta bulgular, bazı günümüz ırklarının Neandertal ile karışmış olduğunu gösteriyor. Peki birbirleri arasında arasında çoğalabilmeleri neandertallerin insanla aynı türe mensup olduğunu göstermez mi? Günümüzde biyolojik tür kavramı, birbiriyle çiftleşip sağlıklı çocuklar elde edebildikleri için aynı kategoriye dahil edilen canlılar için kullanılır. Buna göre neandertaller insandır.(Homo sapiens). Neandertallerin genetik olarak da insanlarına %99.9′a varan benzerliği bilinmektedir. Anotomik benzerlik zaten var. Resim; National Geographic Dergisinin , Temmuz 2000 sayısındaki bir neandertal tasviri.
Kaynaklar:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Neandertal_insan
http://www.ntvmsnbc.com/news/419812.asp
http://www.ntvmsnbc.com/news/390988.asp
http://www.ntvmsnbc.com/news/389499.asp
http://www.cnnturk.com/BILIM_TEKNOLOJI/BILIM/haber_detay.asp?PID=15&haberID=378502
http://www.netcevap.org/index.php?git=makale&makale_id=192
Discover, Eylül 2005
National Geographic, Temmuz 2000
Erik Trinkaus, "Hard Times Among the Neanderthals", Natural History, cilt 87
Paul Aron, Tarihin Büyük Sırları
http://insaninkokeni.blogspot.com
Akıllı Tasarım Teorisi
1 Aralık 2007 Cumartesi | Yorum yok »
Akıllı Tasarım teorisi; doğanın, zaman ve mekânın üzerinde, akıl sahibi bir varlık tarafından tasarlandığının somut delilleri olduğunu ileri süren görüştür.Fakat en çok vurguladığı konu, canlılardaki tasarımdır.
Tasarım Teorisinin bilinen en temel modeli, teolog William Paley’in çalışmalarında bulunabilir.
Fakat teori, Akıllı Tasarım ya da Bilinçli Tasarım adıyla ilk kez 1990’lı yıllarda ortaya atıldı. Teorinin ilk büyük çıkışı ise Pennsylvania’daki Lehigh Üniversitesi’nden biyokimya profesörü Michael J. Behe’nin "Darwin’in Kara Kutusu: Evrime Karşı Biyokimyasal Başkaldırı" adlı kitabıyla oldu.
Tasarım Tespiti
Doğadaki herhangi bir yapının tasarım eseri olup olmadığını anlamak oldukça kolaydır. Bir yapıdaki tasarımı tespit etme konusunda, önce insana sağ duyu yol göstericidir. Mesela Amerika’daki Rushmore Dağı’nın bir tasarım eseri olduğunu anlamak oldukça basittir. Çünkü bu dağın üzerine ABD’nin dört başkanının heykelleri kazınmıştır. Biz bu anıtı ilk defa görüyor olsak ve kökenine dair hiçbir şey duymamışsak bile bu yapının bir tasarım eseri olduğunu kavrayabiliriz. Bu yapıyı kimin, ne zaman, niçin tasarladığını bilmesek bile, tasarımın varlığını inkar edemeyiz.
Biyolojik yapılarda tasarımın nasıl tespit edileceği konusunda da, ABD’li matematikçi William Dembski’nin ortaya koyduğu bilimsel kriterler yol göstericidir. Dembski, The Design Inference: Eliminating Chance Through Small Probabilities (Dizayn Çıkarımı: Küçük Olasılıklar Yoluyla Şans Faktörünü Elimine Etmek) adlı kitabında, bir yapının tesadüflerle açıklanmasının hangi aşamada imkansız sayılacağını ve bilinçli bir tasarımın varlığının tartışmasız kabul edileceğini matematiksel olarak göstermektedir. Dembski’ye göre, doğada var olup da doğal faktörlerle ortaya çıkma olasılığı aşırı derecede küçük olan yapılar, bilinçli bir tasarımın bilimsel kanıtını oluşturuyor.[1]
Ayrıca İndirgenemez Karmaşıklık kavramı da tasarım tespiti için önemlidir.
İndirgenemez Karmaşıklık
Michael Behe, bir makalesinde İndirgenemez Karmaşıklığı şöyle tanımlıyor:
İndirgenemez karmaşıklıkla söylemek istediğim; birçok etkileşimli parçadan oluşan, temel bir görevi yerine getiren ya da katkıda bulunan tek bir sistemdir. Bu tür bir sistem, tedricen, küçük, başarılı öncü değişikliklerle üretilemez. Çünkü doğal seçilim işleyen bir görevi seçmeye dayanır. Bir indirgenemez karmaşık sistemin, eğer böyle bir şey varsa, doğal seçilim için tam bir bütün olarak çalışır halde aniden oluşması gereklidir.[2]
İndirgenemez karmaşıklıkta yapıların nasıl olduğu da açık bir şekilde tanımlanmıştır. Bu yüzden İndirgenemez karmaşıklıkta bir yapıyı tespit etmek, oldukça basittir.
Darwinistler, İndirgenemez karmaşıklıkta yapıların bilinçsiz süreçlerle oluşabileceğini iddia etmektedirler. İndirgenemez Karmaşıklık özelliğine sahip yapıların tesadüfi süreçlerle üretilip üretilemeyeceği çok kolay sınanabilecek bir iddiadır. Örneğin, kamçısı olmayan bir bakteriyi laboratuvarda binlerce nesil boyunca yetiştirip, tesadüfi mutasyonlara maruz bıraktıktan sonra, bu bakteride indirgenemez kompleksliğe sahip bakteri kamçısının oluşup oluşmadığı gözlemlenebilir. Eğer, bu deney sonucunda bakteride, İK yapıda bir bakteri kamçısı oluşursa, tesadüflerin ve doğal seleksiyonun indirgenemez komplekslikte yapılar oluşturabildikleri iddiasının bir anlamı olur.
Peki Tasarımcı kim?
Akıllı Tasarım Teorisi, tasarımcının kimliği konusunda bir açıklama yapmamaktadır. Çünkü teorisyenlerine göre bu sorunun cevabı, bilimin alanı dışında kalıyor. Onlara göre bilimin yaşamın kökeni hakkında varabileceği sonuç, canlılığın tasarlanmış olduğunu tespit etmekten ibaret. Yani, bu tasarımın sahibi kim, amacı nedir gibi soruların, kendi alanlarından çıkıp dinin veya felsefenin ilgi alanına girdiğini düşünüyorlar.[3] Ki öyledir. Teorinin bilimsel olmasının bir nedeni de budur.
Peki Darwinizm açısından durum nedir? Darwinizm kendisi için önemli her şeyi açıklıyor mu? Darwinizm, türlerin kökeninin başka türler olduğunu ve dolayısıyla tüm türlerin ortak bir atadan geldiğini iddia etmektedir. Peki bu teori çok önemli bir sorun olan ‘ilk canlının kökeni’ hakkında neden bir şey söylemiyor?
Darwinizm nasıl ilk canlıyı açıklamıyorsa, AT teorisi de İndirgenemez Karmaşıklık Tasarımcının kimliği için bir konsept sunmamaktadır.
Akıllı tasarım konusunda daha çok bilgi edinmek isteyenlere aşağıdaki linklerdeki makaleleri tavsiye ederim.Referans verdiğim linklere de göz atabilirsiniz.
8 Ocak 2008 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder