İndirgenemez Karmaşıklık
Türlerin Kökeninde Darwin;
“Eğer her hangi bir karmaşık bir organın, küçük, başarılı ve sayısız değişiklikle oluşamayacağı gösterilirse, teorim kesinlikle geçersiz olacaktır.”demektedir .(6) Darwin’in kriterini karşılayan şey indirgenemez karmaşıklık sistemidir. İndirgenemez karmaşıklıkla söylemek istediğim birçok etkileşimli parçadan oluşan, temel bir görevi yerine getiren yâda katkıda bulunan tek bir sistemdir. Bu tür bir sistem, tedricen, küçük, başarılı öncü değişikliklerle üretilemez. “Çünkü doğal seçilim işleyen bir görevi seçmeye dayanır. Bir indirgenemez karmaşık sistemin, eğer böyle bir şey varsa, doğal seçilim için tam bir bütün olarak çalışır halde aniden oluşması gereklidir” (7).
Evrensel olarak, Darwinin ön gördüğü tedrici gelişimle böyle ani bir gelişim sıçramasının oluşması arasında uzlaştırılamaz bir boşluk olduğu itiraf edilmiştir. Bu noktada, her ne kadar “indirgenemez karmaşıklık” sadece bir terimse de, asıl gücü kendi tanımlamasından gelmektedir. Artık şunu istemek zorundayız, eğer herhangi bir canlı şey indirgenemez karmaşıklığı içinde barındırıyorsa, o halde bu şeyler indirgenemez karmaşık biyolojik sistemlerdir.
Fare kapanları evimize gelen davetsiz misafirlerle mücadelede kullanılır, birkaç parçadan oluşurlar. Bunlar(1)tahta bir platform,(2)esas görevi farenin isini bitirmek olan metal çekiç,(3)platform üzerinde, kurulunca çekice gerilme kuvveti veren tel yay,(4)üzerine basınç uygulandığında yayı serbest bırakan tutma kolu,(5)tutma koluna bağlı olan ve çekici kaldırarak tuzağın islemesini sağlayan metal boru. Eğer fare kapanının bileşenlerinden (taban, çekiç, yay, tutma kolu, metal boru)herhangi birisi sistemden çıkarılırsa, tuzak görevini yapamaz. Diğer bir değişle, küçük basit fare kapanı üzerinde kendini oluşturan tüm ayrı parçalar sistemli bir şekilde birleştirilmez ise, bu sistemin fare yakalamak için hiçbir yetisi olamayacaktır. Çünkü fare kapanı, birçok parçanın bilinçli birleşimiyle oluşması gereklidir, yani indirgenemez karmaşıklıktadır. Sonuç olarak bu sistemler her yerde vardır.
Moleküler Makineler
Şimdi şunu ele alalım, herhangi bir biyolojik sistem indirgenemez karmaşıklıkta mıdır? Evet, gözüken birçoğunun indirgenemez karmaşıklık da olduğudur. Daha önce proteinleri inceledik. Birçok biyolojik yapıda proteinler daha büyük moleküler makinelerin basit yapılarıdır.
Şekil A(Ciliumlar)
Tıpkı televizyon gibi, kablolar, metal mandallar, vidalar bir televizyonu oluşturması gibi, birçok protein gerçekten tüm bileşenlerin bir arada isler bulunduğunda sadece görev yapan yapıların parçalarıdır. Buna güzel bir örnek ciliumdur.
Cilialar bitki hücreleri ve birçok hayvanın yüzeyinde bulunan, sıvının hücre yüzeyinde taşınmasına yâda teli hücrelerin sıvı yoluyla itilmesinde görevli saç benzerin organ ellerdir. İnsanda, örneğin nefes alma borusu boyunca uzanan epithelial hücrelerin her birin de ortalama 200 cilia eşgüdümlü olarak mukusu gırtlağa doğru, mikropları elemesi için şiddetli bir şekilde itmektedir. Bir cilium fiber kablolar yumağını oluşturan ve adına axomene denen yapılardan oluşur. Bir axomene, iki merkezi tekli microtüb’ün çevrelediği 9 çiftli mikrotübler dizinini içerir. Her dış çift 13 filamentli(ince tel) (subfiberA) dizini,10 filamentli (subfiber B) birleşimi ile kaynaşır. Mikrotüblerin filamentleri alpha ve beta tubulin adı verilen iki proteince oluşturulur. Bir axomene oluşturan 11 mikrotüb, üç farklı birleştirici tarafından tutulur. Alt teller (subfibers) merkezi mikrotüblerle merkezden çıkan tellerce birleştirilir.(radyal spokes);bitişik dış çiftler nexin adlı yüksek esnekliğe sahip proteince oluşturulan bağlar tarafından merkezi birleştirici bir köprü tarafından bağlanır. Son olarak her alt filament(subfiber A),iç ve dış el adlı dyenin içeren iki el meydana getirir.
Fakat cilium nasıl çalışır? Deneyler şunu göstermektedir ki ciliar hareket bir mikrotüb üzerindeki kolların kimyasal “güçle” yürümesi yani bu mikrotübün komşu alt filamenttin (subfiber B)ikinci mikrotübüne bağlanarak, bu şekilde iki mikrotübün birbirlerinin berisine kayması sonucunda oluşur.
Bununla beraber, bütün bir cilium içersinde, mikrotüblerin arasındaki çapraz bağlar, küçük bir mesafe dışında, birbirlerini sürgülemesini önler. Bu çapraz bağlar, bundan dolayı dyenin ‘in neden olduğu sürgülü kayma hareketini tam olarak bir axomene (bükme) hareketine dönüştürür.
Şimdi, arkamıza bir yaslanalım, cilium çalışmasını ve bunun ne demek olduğunu bir gözden geçirelim. Cilia en az yarım düzine proteinden oluşur; alpha-tubilin, betatubilin, dyenin, nexin, spokes protein ve bir merkezi köprü proteini. Bunlar bir görevi yani ciliar hareketi yerine getirmek için bir aradadır ve tüm bu proteinlerin her biri ciliar hareketin işlemesi için vazgeçilmezdir. Eğer tubulinler eksik olsa, sürülü kayma hareketi filamentler için olmayacaktı, eğer dyenin olmasaydı, cilium katı ve hareketsiz kalacaktı, eğer nexin olmasaydı diğer birleştirme proteinleri, axomene, filamentler kayarken aniden bütünden kopardı. Cilium’um içinde gördüğümüz sadece komplekslik değil moleküler düzeyde indirgenemez karmaşıklıktır. Hatırlarsanız “indirgenemez karmaşıklıkla’’ söylemek istediğimiz birçok farklı birleşenden oluşarak bir bütünün islemesini sağlayan bir organın yapısıdır. Benim fare kapanım bir platforma, çekice, yay, kaldırma koluna ve tuzağa sahiptir. Hepsi aynı anda birlikte bir görevin yerine getirilmesi için çalışmaktadır. Benzer olarak, cilium oluşturduğu üzere kayma filamentlerin, birleştirme proteinlerin ve motor proteinlerin işlevin sürmesi için bir arada olması gereklidir. Birleşenlerden bir tanesinin bile eksik olması, aleti işlemez hale getirmektedir.
Cilianın birleşenleri tek moleküllerden oluşur. Bunun anlamı, artık cilium içinde başka kara kutular aramanın gereksiz olduğudur, ciliumun karmaşıklığı nihaidir, temeldir. Bilim adamları, hücrenin karmaşıklığını öğrenmeye başladıklarında, bunun okyanus çamurunda ufak değişikliklerle rasgele hayatı oluşturduğunu düşünmenin ne kadar ahmakça olduğunun farkına vardılar. Böylece bizde karmaşık cilium yapısının azar azar giderek artan basamaklarla oluşamayacağının farkındayız. Fakat ciliumun indirgenemez karmaşıklığın anlaşıldığından dolayı, ciliumun işleyen bir önceki evrimsel modeli bulunamayacaktır, böylece bir önceki bir nesle sahip olamayan cilium doğal seçilim mekanizmalarınca oluşturulamaz. Çünkü doğal seçilim adı üzerinde seçmek üzere işleyen bir yapının gelecek nesilde nüfusunu sürdürebilmesi için seçilebilmesine dayanır. Doğal seçilim çalışan bir yapı bulunmadığında hiçbir şey ifade edemez. Daha da açık olursak, eğer cilium doğal seçilimle oluşturulamayacak bir yapıysa, cilium tasarlanmıştır.
“Moleküler Evrim” Çalışması
İndirgenemez karmaşıklığın moleküler seviyede sayısız örneğinden, mesela protein taşınması, kan yapımı, kapalı dolanımdı D.N.A yapısı, elektron taşınması, bacterium flagell),hücrenin hayatını uzatan telomeres yapıları, fotosentez, kopyalama sistemi ve daha birçokları...
İndirgenemez karmaşıklığın örnekleri biyokimya ders kitaplarının hepsinde bulunabilir. Fakat bu yapıların hiçbiri Darwinci evrim sürecince açıklanamaz. Peki, geçen kırk yılda bu fenomeni bilim dünyası nasıl kabul etmişti?
Buna verilebilecek güzel bir cevap Moleküler Evrim Gazetesindedir. JME (Journal of Molecular Evolution). Bu gazetenin temel amacı, Darwinci evrimin moleküler düzeyde nasıl oluştuğunu araştırmaktır. Gazetenin yüksek bir bilim standardı ve bu alanda çok saygın bir yeri vardır. JME’nin bu yazı yazıldığında (1997) yayınladığı son 11 makalede, D.N.A ve protein diziliminin analizleriyle alakalıdır. Makalenin hiçbirinde biyo moleküler yapıların karmaşıklığın gelişimindeki ara formların detaylı modellerine rastlanmamıştır. (doğal olarak).Son on yıl içersinde JME 886 kez yayımlandı. Bunlardan 95’i hayatın oluşumu için zorunlu olduğu düşünülen moleküllerin kimyasal sentezleriyle, 44’ü dizilim analizlerini geliştirmek için ortaya konan matematiksel modellerle, 20’si var olan yapıların evrimsel gönderimleriyle, 719’u polinükloitid dizinlerin yâda protein analizleri ile ilgiliydi. Maalesef karmaşık biyo-moleküler yapıların gelişiminde ara formların detaylı analizleri için hiçbir makale yayımlanmadı. Bu JME’nin bir acayipliği değildir. Bu tür ara formların biyo moleküler yapılardaki durumunu inceleyen herhangi bir makale (makale yayınladığına değin) ne Ulusal Bilim Akademisi, (Natural Academy Of Science) ne Nature nede Science gibi bilim dergilerinde yâda benim bildiğim başka bir yayında yayımlandı.
Moleküler evrim literatüründe dizilim karşılaştırmaları yoğun şekilde yer alır. Fakat dizilim karşılaştırmaları karmaşık biyo kimyasal sistemlerin oluşumunda tıpkı Darwinin basit göz yapılarıyla karmaşık yapıları karşılaştırıp gözün nasıl çalıştığını anlaması gibi herhangi bir rol oynamaz. Bundan dolayı, bilim bu alanda dilsiz gibidir. Bunun anlamı bizim karmaşık biyo kimyasal sistemler tasarlanmış çıkarımını yaptığımızda, bizler ne bir deneysel sonucu yadsımakta nede başka bir teorik çalışmanın açıklamasıyla çelişmekteyiz. Hiçbir deneyin sorgulanmasına da gerek yoktur. Sadece tüm deneylerin tıpkı Newton’un evreninin, maddenin ikiliğinin parçacık boyutunda ortaya çıkarıldığında yeniden yorumlanması gibi tekrar gözden geçirilmeye ihtiyacı vardır.
Sonuç
Sıkça söylendiği üzere bilim fizikötesine gönderimde bulunmaktan kaçınmak zorundadır. Fakat bu hem kötü bir mantık hem de kötü bir bilim anlayışı gibi geliyor. Bilim keyfi kuralların, hangi açıklamanın yapılması gerektiğine karar vermede kullanılan bir oyun mekanizması değildir. Bunun yerine, fiziksel gerçeklikle ilgili olarak ilgili doğru tanımlamaları yapma çabasıdır. Sadece 60 yıl önce, evrenin genişlemesi gözlemlendi. Bu gerçek doğal olarak başka bir olayı da önermekteydi-uzak bir geçmişte evrenin oldukça küçük bir yapıdan genişlemeye başlamıştı.
Birçokları için bu çıkarım, fizikötesi olayı çağrıştıran yani yaratılısı, evrenin başlangıcı olduğunu gösteren tınılar içermekteydi. Fizikçi A.S Eddiggtton böyle bir betimlemeye karşı duyduğu tiksintiyi bir konuşmasında şöyle dile getirmiştir (8) :
‘‘ Felsefi olarak, doğanın şu anki düzeninin bir patlamayla olduğu düşüncesi bana tiksindirici gelmektedir. Çok uzak bir zaman dilimindeki bu dolambaçlı oluşum yani Tanrı ve onun dünyası arasında gerçek bir ilişki olduğu kanısı, zihin için doyurucu bir kanıt değildir.’’
Nitekim, Büyük Patlama hipotezi bilimce kucaklanmış ve geçen yıllarda evrenin açıklanmasındaki en verimli paradigma olduğunu kanıtlamıştır. Buradaki esas nokta fiziğin, bazılarının düşündüğü modelin dini açılımlara yardım etmesine ve olanak tanımasına karşın, bilgiyi kendisini yönlendirdiği biçimde takip etmesidir. Günümüzde, moleküler biyolojinin müthiş derecede karmaşık moleküler sistemleri açığa çıkarmasıyla ki bu sistemler kendilerinin nasıl oluştuğu sorusunun açıklanması denemelerinin bile cesaretini kıracak kadar mükemmeldir. Öyleyse, bizde biyolog bilim adamları olarak fizik biliminden bir ders almalıyız. Tasarımın kendisi doğal olarak bilgiden kaynaklanır, bundan kaçınmamamız gereklidir. Aksine bu bilgiyle kucaklaşmalı ve onun üzerine yeni açılımlar koymalıyız.
Sonuç olarak şunu fark etmek çok mühimdir. Bizler bilgimiz dâhilinde olanlardan tasarım çıkarımını yapmaktayız. Bizler tasarım çıkarımını kara kutuları açıklamak için değil, aksine açık kutuları izah etmede kullanıyoruz. Otomobili gören ilkel kültürden bir arabanın altında bir antilobun saklanarak ona bu hızı verdiğini düşünebilir, fakat otomobilin kaputunu açıp motoru gördüğünde birden bunun bir tasarım olduğunu kavrar. Aynı şekilde moleküler biyolojide hücreyi açmış ve içersinde neler meydana geldiğini görmüştür, hücre tasarlanmıştır. Doğal seçilim 19.yüzyıl insanları için bir soktu, bilimin yaptığı gözlemler, biyolojik dünyanın birçok konusunun doğal seçilimin düzenli ilkelerine dayandırmaktaydı. 20.yüzyılda bilimin yaptığı gözlemlerden elde edilen gerçekler bizim için soktur. Hayatın temel mekanizmaları doğal seçilime atfedilemez. Bu yüzden bu mekanizmalar tasarlanmıştır
Ama bizler bu şoktan kurtulmalı ve elimizden gelenin en iyisini yaparak katkıda bulunmaya devam etmeliyiz. Yönlendirilmemiş Evrim Teorisi çoktan ölmüştür, fakat bilimin çalışmaları sürmektedir.
Bu çalışma ilk olarak Cambridge Üniversitesi C.S Lewis Vâkıfının 1994 yılındaki toplantısında sunulmuştur.
Kaynakça
Michael J. BEHE
Orijinal metni: http://www.arn.org/docs/behe/mb_mm92496.htm bulabilirsiniz.
1.Darwin, Charles (1872)Türlerin Kökeni 6.Basım(1998)sayfa 151,New York Üniversitesi
Yayınları.
2.Farley, John(1979) Operinden Dekarta Kendilerinden Var Olan Nesiller Tartışması,2.Basım sayfa 73 Johns Hopkins Üniversitesi Yayınları, New York
3.Mayr. Ernst(1991)Bir Uzun Tartışma, Sayfa 146,Harward Üniversitesi Yayınları, Cambridge
4.Devlin, Thomas M.(1192)Biyokimyanın Kitabı.sayfa938954,WileyLiss, New York
5.Washington üniversitesi Retorikçisi John Angus Campell “Büyük ve gösterişli fikirler pozitivizm gibi asla gerçekten ölmez. Düşünen insanlar zaman içinde bunları terk eder ve hatta bunları kendi aralarında alay konusu yaparlar, fakat ikna edici yararlı kısımları bilgisizleri korkutmak için daima kullanırlar.”Bilim Retoriği ve Komik Bir Gösteri;
Darwinin Kökenindeki Ahlak ve Epistemoloji” Rhetoric Society Quaterly24,sayfa2750(1994).
Bu kitapta ki eleştiri bilimsel dünyanın hayatın oluşumu ile ilgili takındığı tavra göndermede bulunmakla kalmıyor, Ortodoks bilimin(Evrimi tartışılmayacak denli kesin bir doğru olarak gören skolâstik dogmacı bilim adamları)izlediği yöntemin ne olduğunu açıkça dile getiriyor.
8 Ocak 2008 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder